main_02.jpg

b06.gif

ANA SAYFA
MiYENDiS'iN DÜNYASI
FAHRi'NiN DÜNYASI
FAHRi CUMHURiYETi
YEDiK-iÇTiK-GÖRDÜK
KALEMiMiZ DE PEK KANLIYMIS...
SPOR STÜDYOSU
TÜRKiYE'Yi KURTARIYORUZ...
BiZ YAPTIK, OLDU...
TÜYO VERiYORUZ...
KAZIK YEMEYiN..!
GICIGIZ...
ÖZDE "ENTEL" DEGiLiZ...
iTiRAF EDiYORUZ..!
BiZ "O" OLSAYDIK...
LiNK'O LiNK'O SiSELER...
iPLiGiMiZi PAZARA ÇIKARIYORUZ..!
SEVGiLi GÜNLÜK...
FOTO NEJAT
ARKA SAYFA
SORUYORUZ.?!
NE DiYOSUUN..?
pic-9.jpg

atom_1.gif

atom_2.gif

   

Yazı yazmak, güzel bişey... Güzel yazı yazmak da bişey tabii.

 

 

atom.gif

AŞKA AŞIK OLMAK (BEDELİNİ ÖDERSİN)

Kutsanmış aşklar ve hançerleri ...

Bir kez daha seninle karşı karşıyayız. Halbuki ben hiç seninle hırlaşmak, didişmek istemedim. Her zaman iyi anlaşacağımıza inandım. Lakin ben ne zaman bu iyi niyetlerimle karşına çıksam, sen hep önce bana iyi davranıp sonra canımı yaktın. Aynen bir kedi gibisin, sığınmaya, yemeğe, suya ihtiyacın olduğunda hiç canımı yakmadan kanımla besleniyorsun ve ne zaman bana ihtiyacın kalmasın, işte o zaman sahip olduğun bütün gücünle beni arkamdan hançerleyip sırra kadem basıyorsun. Üstelik o hançeri öyle sert saplıyorsun ki, boyu yeterli olsa göğsümden çıkacağını hissediyorum.

 

Ama işte bütün darbelerine karşı hala ayaktayım. Yaralarımı ne zaman sarsam hemen karşıma çıkıyorsun. Üstelik yaralarımın tamamen kapanmasına fırsat vermeden. Hoş ben de sen de biliyoruz ki o yaralar hiç kapanmayacak ama ben en azından kanamalarını durdurup acısını dindirmeye çalışıyorum. Bunu becerdiğim anda hiç vakit kaybetmeden beni yeniden hançerlemek için karşıma çıkıyorsun. Bense ısrarla ve defalarca sana kanıyorum. Çünkü bütün hançerlerin de senin de canının yandığını biliyorum. Belki sen de ayakta kalmak için, bu son umudun olduğu için beni hançerliyorsun. Belki senin de kurtuluş yolun bu. Çünkü ben her defasında seni kendim ve bir kadın arasına sıkıştırmakta çok başarılı oluyorum. Lakin suçlu kadın da olsa sebebin ben olduğum için hep kanı akan ben oluyorum…

 

Ne dersin bu defa karşı karşıya değil de yan yana olmayı becerebilecek miyiz? Hiç beklemediğim bir anda, daha en son hançerin yarasına pansuman bile yapamadan yine ortaya çıktın ey AŞK. Bekli bu sefer dün tanıştığım o güzel kadın doğru kişidir ve bu sefer belki sen en son yaramı pansuman edersin. Ve belki ben zaten hep buna inandığım için hançerini yedim. Sana hep taptım, sen benim yaşama biçimim ve sebebim olsun AŞK. Sensiz nefes alamadım, yürüyemedim, koşamadım. Ve ben seni hiç üzmedim, sana hiç ihanet etmedim ve en önemlisi ben hiçbir kadının yapmadığını yapıp sana hep açık sözlü ve dürüst oldum.

 

Lütfen artık canımı yakma, sana olan bütün inancımı kaybetmek üzereyken çıktın karşıma. Bu belki de hem senin hem benim son şanslarım. Ya birbirimize ölene kadar düşman olacağız ya da dost. Ya bundan sonra ömrüm boyunca seni en zor zamanlarımda bile omzumun üzerinde tutup sevdiğim o kadına sunacağım ya da o kadın sadece benimle aynı evi paylaşan bir yabancı olacak. Karar senin AŞK, ya elimden tut ve açılalım o engin denizlere, ya da son hançeri vur tam kalbimin arkasından ve izin ver göğsümü parçalayıp diğer taraftan çıksın. Diğer taraftan çıksın ki ben de kılıcımı çekip seni bir daha ilelebet görmemek üzere karanlıkların derinliklerine gömeyim. Ve bir daha ne seni konuşayım, ne de seni konuşmalarına izin vereyim. Sana aşığım AŞK, sana aşığım ve senin uğrunda ölenlere de aşığım. Yüce Tanrım, beni AŞKLA KUTSA…

atom.gif

MUSTAINE'DEN NiYAZi'YE... PART I

MGDTH, gençliğin karagün dostudur...

mega_single_symphony.jpg

“...kendimi yanlız hissediyorum. Bana özgü bişey değil fakat – çok iyi farkındayım bunun. Hepimiz, bir şekilde yanlızız zaten...”

 

[ I was legal now at 21 / I knew the way the world should run / My God, just look what I had done / Simply drunk and having fun / Looked for friends but I found none / All alone at 21 ] - [Mice and Men]

 

“...insan, aşmalı kendini.... Hayatın hakkını vermeli her yönüyle: Düşünüyorum da, gaddarlığın da cezbedici ve asil olan bi yanı var kimi zaman...”

[ Never disclose, never betray / Cease to speak or cease to breathe / And when you kill a man, you're a murderer / Kill many, and you're a conqueror / Kill them all... Ooh... Oh you're a god! ] – [Captive Honour]

 

“...insanoğlu, çok aptal..! Güzel olan hiçbir canlıya –özellikle de güzel insanlara- tahammül edemiyor - katlediyor hepsini...

 

[ All are gone, all but one. / No contest, nowhere to run. / No more left, only one. / This is it, this is the countdown to extinction ] - [Countdown to Extinction]

 

“...çıldırmak üzereyim: Ayan beyan ‘insanlık suçu’ işleyenler bir çırpıda serbest bırakılırken, çarpıklığın ağır faturası gerçek ‘kader kurbanları’na ödetilmekte... Sözün özü; bankaların içini boşaltıp yüzbinleri açlık, ölüm, fakirlik ve fuhuşa sürükle... Ama sakın ola ki aç çocuğun için ekmek çalmaya kalkma..!”

 

[ Justice means nothing today / Now that the courts are for sale / Pick a crime from the menu; pick a sentence and defend you / And pay up the down payment called bail / The system's for sale ... Justice means nothing today / Now that the jury's for sale / Guilty or not, the verdict's a lie / You're going to jail / The system has failed ] - [System Has Failed]

 

“...sistem, ne de güzel şeyler vadeder sana: Kariyer, para, şan ve şöhret..?! Tüm bunların karşılığında ödemen gereken diyeti ise hep sonradan öğrenirsin... Yapacak birşeyin kalmaz, zehir çoktan kana karışmıştır artık ne de olsa...”

 

[ As I climb onto your back, I will promise not to sting / I will tell you what you want to hear and not mean anything / Then I treat you like a dog, as I shoot my venom in / You pretend you didn't know, that I am a scorpion ] – [Scorpion]

 

“...gözyaşımın her bir tanesi o kadar değerlidir ki..! Ve eğer döküyorsam hesapsızca birinin arkasından çocuklar gibi, çok canım yanmış demektir – şimdi olduğu gibi... Akıttıklarımı çok iyi saklamalıyım işte bu yüzden: ki onlara her baktığımda, beni ne kadar kırdığını hatırlayıp taş kesilmeli kalbim sana karşı...”

 

[ I'll save my tears for you in a vial / For every wicked thing that you did, that you said / But to sit and wait, I'm buried with your love / So many tears in a vial / Now that you're gone and now that you're dead ] - [Tears in A Vial]

mega_album_cryptic.jpg

“...delirecek gibiyim. Benim hayatla ne gibi bi sorunum var acaba... Var mı ki..!? Cevabı bilseydim, zaten çoktan çözmüş olurdum...”

 

[ Feeling paranoid  / True enemy or false friend? / Anxiety's attacking me / And my air is getting thin. / I'm in trouble for the things / I haven't got to yet. / I'm chomping at the bit / And my palms are getting wet, / Sweating bullets. ] – [Sweating Bullets]

 

“...tüm politikacılar sevimsiz birer kukladır..!”

 

[ Just like the Pied Piper / Led rats through the streets / We dance like marionettes, / Swaying to the symphony... / Of destruction ] – [Symphony of Destruction]

 

“...doğmayı ben istemedim. Bana sorulmadı. Ve fakat ne yazık ki, ölene kadar bu b.ktan hayatı çekmek zorundayım - tüm bu saçmalıkları bile bile hem de...”

 

[ In our life there's if / In our beliefs there's lie / In our business there's sin / In our bodies there's die ... This was my life / This was my fate ] – [This Was My Life]

 

Önemli Not # 1: Böyle  bir yazıyı Serbülent’ten bekledim sitenin açıldığı ilk günden beri... Keza, o burdayken Megadeth hakkında ahkam kesmek bana düşmez idi... Ama n’apalım – böylesi daha uygunmuş demek... NEGURA'ya selam olsun, Adonai..!

 

Önemli Not # 2: Megadeth'in şarkı sözleri ve ilgili detaylı açıklamalar - ve dahi Megadeth için, tıklayın:

http://megadeth.rockmetal.art.pl/home.html

atom.gif

2+2 = 4, 2x2 = 4, 2-2 =? 4, 2/2 =? 4

Bak şimdi benim de kafam karıştı...

Evet iki artı ikinin ve iki çarpı ikinin dört ettiğini ilkokul birinci sınıftan beri biliyoruz. Peki iki eksi ikinin ve iki bölü ikinin de dört olma şansı var mıdır? Bence vardır, hatta evet öyledirler de...

Şimdi hemen bu adam neler saçmalıyor demeden biraz sabırlı olun ve yazacaklarımı düşünün. İki eksi iki dörttür çünkü iki elmadan iki elma çıkarabilmek için hazır da bulunan iki elmanın içinden iki yeni elma daha çıkarmalısınızdır ki bu da dört elma eder. İki elmayı da bir bıçak yardımıyla ikiye böldüğünüzde elinizde dört edat yarım elma kalacaktır. Gördüğünüz gibi adı dört işlem olan bu matematik denklemlerinin hepsinin sonucu da dörttür.

 

Bunları okuduktan sonra en az iki türlü yorum yapabilirsiniz:

 

a) Adam totally – totallye dikkat – saçmalıyor, uçmuş olum, sıyırmış bu adam. Abi işleri güçleri yok böyle saçma sapan şeylerle uğraşıyorlar, sonra da yok bu ülke düzelmez, bu ülke adam olmaz derler. Biz bütün gün uğraşalım yok o kağıdı sattık, yok bence dolar almak daha iyi, ne üretmesi ya ben yönetici olacağım diye bunlar da iş arayacaklarına kahvede oturup böyle abuk sabuk şeylerle uğraşsınlar. Aç bunlar aç. Hocam ben gideceğim bu ülkeden ya, bir yolunu bulup gideceğim, bir de yabancı finans şirketine kapağı attık mı deymeyin keyfime.

 

b) Koşum be adam kopmuş ya. Biz niye düşünemedik ki. Helal olsun ne güzel de bağlamış, ulan düşünsek biz de bulabiliriz böyle aşmış şeyleri ya. Usta böyle hayal gücü sahibi insanları çok seviyorum ya. Ülkeyi bunlara bıraksalar Avrupa Birliği değil bizi sallamamayı kapımızda yatar be üye olalım diye. Kardeş aslında ben de bazen böyle şeyler düşünüyordum ama söylemeye pek de cesaretim olmuyordu. Demek ki yalnız değilmişiz.

 

Bana sorarsanız bu iki yorumu şöyle değerlendiririm. Tabi baştan belirtmeliyim ki bu yorumların hiç bir sosyolojik ya da psikolojik kanıtı yoktur, tamamen yazı gibi hayal ürünüdür. Biraz şizofrenik tarafı var ama o başka bir konu.

 

a seçeneğindeki yorumda bulunmuş insanlardan çevrenizde oldukça fazla görürsünüz. Pek de bir özellikleri yoktur, aynı tip giyinirler, aynı tip konuşurlar hatta yüzüş stilleri bile aynıdır. (ne alakası varsa bu da atmasyon) Tek amaçları bizlerin verdiği paralarla kurulmuş üniversiteleri bitirip yabancı bir finans şirketine kapağı atmaktır. Üretime hiç bulaşmazlar ve her dakikaları ülkenin bir karış toprağını daha satmakla geçer. Hiçbirşeyi sorgulamazlar, Amerika'daki büyük senatorların dayattığı o güzelim doğruları hiç düşünmeden benimserler, ama haklıdırlar da, üniversitelerde o okutulmaktadır. Bence kapitalist düzenin dalgaları arasında kaybolmuş bu kişilikleri pardon kişiliksizleri yok etmenin en kolay yolu robotlaştırdıkları beyinlerinin fişini çekmek ve nolur nolmaz diye de sigortalarını indirmektir.

 

b tipindeki arkadaşlara gelince. Sayıları çok az gibi görünür ama aslında birbirlerinin farkında olamadıkları için bir türlü bir araya gelip çoğalamazlar. Tanrının bahşettiği en güzel erdeme hayal gücüne sahiplerdir ama a tipindeki kitle sağolsun hepsi pasifize edilmiştir. Giyim tarzları eziktir, takıldıkları mekan eziktir, kısacası aç ya da loserlardır. Ama hayal kurmaktan vazgeçmezler. Çünkü hem parayla değil hem de Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede henüz hayal suçu diye bir suç yoktur. Anlamayan angutlar için fikir suçuna taş attım.

 

Hayal kurmaya devam edin arkadaşlarım. Ancak unutmayın ki hayalleriniz peşinden değil onlara doğru koşun. Winnerları hiç dert etmeyin, mümkün olduğu kadar sizin gibilerini bulmaya çalışın ve kesiştiğiniz doğrularda savaşmaktan korkmayın. Unutmayın ki bir ülkedeki namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülkeden hayır gelmez. Sizinle gurur duyuyorum Anadolu’mun çocukları... [Ağustos 2002]

atom.gif

GÜL BAHÇESi

Anonim bir hikaye olabilir, belki de bir hayal ürünüdür, ama öğreticidir...

Günlerden birgün yakışıklı prensin yolu başka bir krallığa düşmüştü. Bu ziyarette kralın kızını görmüş ve onu çok beğenmişti. Kraldan müsadede isteyerek prensesin karşısına çıktı ve onu çok beğendiğini söyleyerek evlenme teklif etti. Prensesin cevabı çok net ve kesin bir hayır olmuştu. Prens buna çok bozulmuştu. Saygın bir krallığın yakışıklığı dillere desten bir prensi olarak bir prenses tarafından ret edilmek oldukça can sıkıcıydı.

rose_01.jpg

Aradan uzun yıllar geçti. Prens artık bir kral olmuştu. Yine kader yolunu o krallığa düşürdü. Bir an aklına prenses geldi ve ne yaptığını çok merak etti. Içindeki merakı bastıramayınca prensesi ziyaret etmeye karar verdi. Halka prensesi sorduğunda evlendiğini söyleyerek yaşadığı evi tarif ettiler. Eve yaklaştığında prenses kocasını işe uğurlamak üzereydi. Geri çekildi ve uzaktan olanları izledi. Gözlerine inanamıyordu. Prensesin kocası belki de bu topraklar üzerinde yaşayan en çirkin adamdı. Çirkinliğinin yanı sıra kısa ve kamburdu da. Ayrıca çocukları olmuştu ve ne hikmetse onlarda güzel prensese değil babalarına çekmişlerdi.

 

Adamın iş için evi terk ettiğinden emin olduktan sonra prensesin kapısını çaldı. Prenses kapıyı açtığında kim olduğunu ve ne için geldiğini sormuştu. Kendini tanıttı, yıllar önce kendisine evlenme teklif ettiğini ama kendisinin kabul etmediğini söyleyince prenses kim olduğunu hatırladı. Işte o noktada prens dayanamadı ve ona kendisi gibi bir prensi ret ettikten sonra neden böyle bir adamla evlendiğini sordu. Prenses prense evin arkasındaki gül bahçesini tarif etti. Cevabını ancak oradan bir gül koparıp prensese getirirse vereceğini söyledi.

rose_02.jpg

Prensi gül bahçesine girdi ve en beğendiği gülü kopardı. Tam onu prensese götürecekken başka bir gül dikkatini çekti ve onun daha güzel olduğuna inanarak ilk koparmış olduğu gülü ayağının altına alıp çiğnedi. Şu gül daha güzel, bu gül daha güzel derken bahçede sadece çiğnenmemiş bir gül kalnıştı ve o da gülden başka herşeye benzemekteydi. Tekrar prensesin yanına gitmedi çünkü artık cevabı biliyordu....

 

Önemli Not: Şimdi umarım aşk, ilişki, ideal sevgili, güzellik üzerine ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Yok anlamadıysanız (yo canım sizin anladığınızdan eminim a_g hanımefendi) şöyle izah edeyim. Güzellik illa ki önemlidir. Göze hitap ve elektrik olmadığı sürece ilişkiler yürümeyecektir. Ama hem güzelliğin hem de insanoğlu açgözlülüğnün sonu yoktur. Bu nedenle sevgiliniz ne kadar sizin için çok güzel de olsa eğer fashion tv izler ya da ukrayna'ya giderseniz güzellik anlayışınızı birkez daha güncellemeniz gerekir. Bilmem anlatabildim mi...

atom.gif

ÇOBAN

Tüm Koyunlar, Er yada Geç Köftelik Kıyma Olur..!

deniz_akkaya.jpg

Erken öten horozun sesiyle günü başlıyordu yalnız çobanın. Dünün aynısı olan, yarının da aynısı olacak günü. Kalktı yüzünü yıkadı. Vitamin ve protein açısından oldukça zengin, mümkün olduğunca yapaylıktan uzak kahvaltısını yaptı. Belki de sıkıcı hayatının tek güzel tarafı on dakika içinde son buluyordu. Tabi bir de kahvaltı üzerine yaktığı cigarası. Tütününü kendi eliyle toplamasıydı sigarayı daha güzel kılan. Kavalını aynı edayla sandıktan çıkardıktan sonra avluya çıktı. Çoban köpeği Dostum herzaman ki gibi ondan önce kalkmış, vardiyaya hazırdı. Koyunları ahırdan çıkarıp düştü yollara. Uygun otlağı bulduktan sonra çöktü bir ağacın altına. Bir sigara daha içtikten sonra kavalıyla paylaşmaya başladı yalnızlığını. Her aynı gün gibi ondan da tatmin olamayınca Dostum’u çağırdı yanına. Ve cevap veremeyeceğini, anlamayacağını bile bile dertleşmeye koyuldu. En azından Dostum’la konuşmak bir avuç koyunla konuşmaktan daha akıllıcaydı, üstelik başka türlü akli dengesini muhafaza etmesinin hiçbir yolu yoktu.

“Görüyorsun ya Dostum yine aynı yalnızlıktayım. Şu koyunlara bir bak. Bize et ve süt vermekten başka hiçbir işe yaramazlar. Ne konuşurlar ne de senin gibi dinlerler. Tek başlarına hareket edemezler, otur dersin otururlar, kalk dersin kalkarlar. Bütün hayatları boyunca yaptıkları en gururlu eylem kurban edilirken kafaları kesildikten sonra bile hareket etmeleridir. İşte Dostum benim bütün hayatım bu bir avuç sürüyle sınırlı. Köydeki insanları da bilirsin. Biraz farklı konuştuğunda adımı deliye çıkarır, günlerce benimle karşı kaşıya gelmemeye çalışırlar. Bir sen varsın be Dostum. Konuşmuyorsun ama en azından biliyorum ki dinliyorsun. Hadi saat çok geç oldu. Yarınki aynı güne başlamak için evimize dönelim.”

Çoban eve döndükten sonra manevi yıpranmanın verdiği yorgunlukla hemen uyumaya koyuldu. Sabah uyandığında anladı ki hepsi bir rüyaydı. Kravatını ve gömleğini bile çıkaramadan yatağa atmıştı kendini. Kalktı ve kahvaltısını yapmak için mutfağa girdi. Buzdolabını açıp üzerinde tonlarca vitamin ve protein yazan mısır gevreğini ve pastörize sütünü çıkarıp iki dakikada bitirdi kahvaltısını. Kapıdan çıkarken içinde tütün dışında her türlü kimyasal maddenin bulunduğu sigarasını yakmaktaydı. Çalıştığı ofise girdiğinde rüyasının bir tesadüf olmadığını fark etti. Ofisteki bütün insanlar birbirine benzemekteydi. Kadınlar makyajları, etek boyları, vücut ölçüleri bile aynıydı. Erkeklerin temiz suratlarına baktığında yine tıraş olmadığını hatırladı. Herkes aynı tavırlarla bir işin peşinden koşmaktaydı. Genel müdür içeri girip tonlarca emir yağdırdı ve hiç kimseye günaydın bile demeden odasına döndü. Yalnız gerçek hayatı rüyadan biraz farklıydı. Çoban değildi ama aynı zamanda koyun da olmama mücadelesi vermekteydi.

Bilgisayarını açtı ve başladı yazmaya, çizmeye. Yan masalarda çalışan arkadaşları da bir dakika beklemedi dedikoduları için. “Bizimki gene daldı 3.Dünyasına. 1.Dünyayı kurtardı da 3.Dünya kaldı. Yok yok, bu adam olmaz, yakında işten de atarlar.”

Yalnız çoban duymuyordu hiçbirini. Bambaşka bir dünyadaydı artık, orda özgürdü ve çoban da değildi, koskoca bir kraldı.

Ve bir kral kurduğu hayaller için kimseye hesap vermek zorunda değildir, Tanrıları dışında...

atom.gif

-

Çırpındıkça Gömülür İnsan, Kendi Bataklığına...

Hayatım kanıyor...

Ömrüm ne kadar, daha ne kadar sürecek bu sefillik..? Herşeyi görmek, hem iyi hem kötü. Belki de herşeyi gördüğünü sanıp da hayata küsmek; hepsinden beter...

 

Çevremdekiler kim..? Dostlarım çok uzaklarda şimdi. Gülüp eğlenirdik hep birlikte bir zamanlar oysa ki...

 

Biliyorum; o günlerimizi gerilerde bıraktık artık. Her buluşmamızda bunun farkında olmanın tarifsiz sinir bozukluğu ve hüznü....

dragon.jpg

Ruhum kanıyor...

Yalanı görmek ve benzer yalanlarla yaşamak... Yalanın ta kendisi olduğunu farketmek sonra...

 

Dev cüsseli kara bir ejderha beklemekte şimdi yolun sonunda.

Sapmalı mı yoldan yoksa; uçsuz bucaksız boskırlara mı vurmalı içerdeki gerçek ‘ben’i..? Sonu bildikten sonra, neden ilerler ki insan..?

 

En büyük işkence; umut etmek, umutla başlamak her yeni güne... Başını kaldırıp, o kara iblisin çekip gitmiş olmasını dileyerek uyanmak...

 

Ve aynaya her bakışında, ucubenin gözlerinde kendini görmek yeniden... Saydam bir kürenin içine sıkışıp kalmış çaresiz ‘ben’i, çaresizce seyretmek... 

 

İnsan, kendisinden kaçamıyor.

atom.gif

HAY BABAYIN KEMÜÜ..!

Bir Kahve İçelim Mi..?

coffee_01.jpg

İbrahim’in yatağında uykuyla boğuştuğu gecelerinden biri daha güne kavuşma mücadelesi içindeydi. Birazdan sabah ezanı okunacak, güneş doğup tan yeri ağarmaya başlamadan önce yatağından aynı homurtularla kalkacaktı İbrahim. “Yine uyuyamadın işte oğlum, üstelik yarın okul da var, adam olmazsın sen İbrahim, adam olmazsın” diye söylenerek yatağından doğrulacak, yakacağı sigarasına eşlik etsin diye aç karnına kahve yapmak üzere mutfağın yolunu tutacaktı. Derslerin başlayacağı vakte kadar bir şekilde zaman öldürüp, yine aynı yorgunluk ve kırgınlıkla okulun yolunu tutacaktı.

 

Ezan okunmaya başlamıştı, İbrahim yatağından kalktı, mutfağın yolunu tuttu. Kahvesini hazırladıktan sonra salondaki bir kanepeye çöktü ve sigarasını yaktı. Yine kendi kendine söylenmeye başladı:

 

“Bak oğlum, bu işler bu kadar zor olmasa gerek. Kendi kendini harap ettiğine değmez be. Hem ne var ki altı üstü gidip bir kahve içelim mi diyeceksin. Canını istemeyeceksin ki Esra’nın. Zaten ona ilgi duyduğunun başından beri farkında. Gönlü varsa kabul eder, sen de oturup birer kahve içerken bütün açıklığıyla her şeyi anlatırsın. Yok derse, bil ki seninle ilgili hiçbir planı yoktur, sen de işine gücüne bakar ve bu karabasanlardan kurtulursun. Emin ol bana İbrahim, seni ret ederse, çok daha huzurlu gece uykularına dalarsın. Efsane, masal değil ki hayat dediğin, Esra’nın aşkıyla bir ömür boyu hayatını tüketesin. Bak arkadaş, akıllı ol, her geçen gün daha zorlaşıyor iletişim kurmaya çalışmak. Bir kahve içelim mi diyeceksin o kadar, bir kahve içelim mi...”

 

Kafasında karmaşık düşünceleri, gönlünde Esra’nın aşkı oturduğu kanepede uyuya kaldı İbrahim. Kalktığında dersler çoktan başlamıştı ve yine okula geç kalmıştı. İçinden küfrederek hazırlanmaya başladı, Esra’ya kahve teklifinde bulunacak olması nedeniyle biraz da fazla vakit harcadı, özellikle dış görünüşünün hazırlığına. İlk dersleri kaçırmıştı ama Esra’yı görebilecek iki dersi daha vardı önünde.

coffee_02.jpg

Okula gidecek otobüse bindiğinde yine düşüncelere daldı İbrahim. Kulağında walkmani, Stratovarius dinlerken yine bambaşka diyarlara yolculuğa çıkmıştı. Hiç sona ermeyecek kaygı ve söylenme dürtüsü harekete geçti bir daha. “Oğlum ya Esra bugün okula gelmemişse, ya ders arasında hocaya soru sorar da ikinci ders başlarsa...”

 

Sözleriyle kendi kendini tokatladı. “Manyaksın arkadaş sen, paranoyaksın. Okula gelmemişse ararsın, ders arasında yetişemezsen ikinci ders sonunda konuşursun. Ulan kafan çalışmasa çözüm üretemez diyeceğim ama korkaklığından fare gibi kaçacak delik arıyorsun.”

 

Biraz daha içinden söylenmeye devam etse durağı kaçıracaktı. Hızlı adımlarla, terlememeye çalışarak sınıfa yöneldi. Biraz geç kalmıştı ama artık sınıftaydı işte. Hemen gözleri Esra’yı aradı. Diğer bütün günler gibi okula gelmiş, en ön sıralardan birinde yerini almıştı Esra. “Aman Allah’ım ne kadar da güzel. İnsan yüzüne bakmaya saatlerce, günlerce doyamıyor” dedi içinden İbrahim.

 

Ders arası Esra’ya açılacaktı ya, bitmek bilmeyen elli dakikalık ders bir anda bitivermişti işte. Yerinden kalkmadı, Esra’nın dışarı çıkmasını bekledi. Esra dışarı çıktıktan sonraki birkaç dakika cesaretini toplamasıyla geçmişti. Yine kendi kendine köpürüyordu İbrahim. “Ulan altı üstü on dakika ara var, onu da heder edeceksin. Erkek değilsin oğlum sen, erkek değilsin”.

Neyse ki bu sefer biraz daha cesaretliydi. Sırasından kalktı, koridora çıktı. Şans bu ya Esra koridor sonunda tek başına durmaktaydı. Yavaş adımlarla Esra’ya doğru yürümeye başladı. Esra da fark etmişti İbrahim’in kendine doğru geldiğini. Ok yaydan çıkmıştı bir kere, seslendi İbrahim:

 

-Esra bir bakar mısın, bir şey soracaktım?

-Tabi İbrahim, nedir soracağın?

 

İkinci cümlesini etmeden önce biraz daha yaklaşmak istedi Esra’ya. İstediği yakınlığa gelmek üzereydi ki koridorun diğer ucundan başka bir erkeğin geldiğini gördü. Neden bilmiyordu ama adımları yavaşladı İbrahim’in. Diğer erkeğin Esra’ya daha önce ulaşmasına izin vermek istedi, sebepsizce. Haksız da değildi zaten. Adam Esra’ya sahiplenir bir edayla yaklaştı, belinden kavradı ve dudağına bir öpücük kondurdu. Yıkılmak bu olsa gerekti İbrahim için. Kelimeler boğazına düğümlendi, ikinci cümlesin ağzından bir türlü çıkmadı.

 

Esra çok rahat tavırlarla biraz diğer erkekle konuştuktan sonra İbrahim’e döndü. “Galiba sizi tanıştırmayı unuttum, İbrahim bu erkek arkadaşım Berke, Berke bu İbrahim bölümden arkadaş”.

 

Esra İbrahim’in kalbine bir hançer saplamıştı sanki ve İbrahim yalvarıyordu Esra’ya hançeri geri çekmemesi için, çünkü içeride kalsa çok daha az canı yanacaktı ama Esra bir kadındı işte, bunu fark edemezdi ya da fark etmezdi ve aynı rahatlıkla hançeri geri çekmişti. Kabinin yarasını kapatıp, kanamayı durdurmak yine İbrahim’in ve uykusuz gecelerinin göreviydi.

 

Biraz daha sohbet etti Berke ve Esra, sonra Berke Esra’ya ders çıkışı dış kapıda buluşalım diyerek ikisini baş başa bıraktı. Esra İbrahim’e döndü ve sordu. “İbrahim merak ettim, sen bana ne soracaktın?”

 

İbrahim kalbindeki kanamayı durdurmanın yollarını ararken Esra’ya bir cevap vermek zorunda olduğunu fark etti. “Hiç ya önemli bir şey değil. Yarın ki sınavda hangi konular vardı onu soracaktım. Esra cevap verdi. “Hiç değişmeyeceksin değil mi İbrahim. Ne var yani bir kere olsun şu dersleri takip etsen. Ben de önemli bir şey var zannettim”. Sonra konuları söyledi Esra İbrahim’e. Yan yana ikinci ders için sınıfa döndüler. Ama İbrahim derse girmeyecekti. Sessizce eşyalarını topladı ve sınıfı terk etti. Esra fark etmemişti bile İbrahim’in yokluğunu, varlığını da fark etmemişti ki.

Okula gelip de derse girmediği zamanlar oturduğu banklara çöktü İbrahim. Pek fazla düşünecek ya da konuşacak bir şey kalmamıştı aslında. “Arkadaş, biz harekete geçene kadar çoktan erkek arkadaş yapmış kendine. Haksız mı oğlum kız. Bir ömür seni mi bekleyecekti. Hem öyle güzel bir kızı boş bırakırlar mı be. Hiç boşa ağlanıp sızlanma, onu en çok ben mutlu ederim deme, sen anlatana kadar millet çoluk çocuğa karışır” dedi kendi kendine.

 

Bu arada ikinci ders de bitmişti ve Esra Berke’yle buluşmak üzere anlaştıkları yere gitti. Berke daha gelmemişti. Esra biraz daha bekledi, gelen giden olmayınca söylenmeye başladı.”Hayret dersi de yoktu , nerelerde acaba. Ya benim gibi bir kız bekletilmez ki.” Daha fazla bekleyemedi ve cep telefonundan Berke’yi aradı. Telefon biraz geç açıldı, Esra çok sinirli bir ses tonuyla nerede olduğunu sordu. Berke ise çok rahat bir edayla yanıtladı. “Kusura bakma canım, arkadaşlar program yapmışlar, hep beraber içmeye geldik, ben seni yarın ararım”. Sonra çat diye kapandı telefon. Esra çok sinirlenmişti. Söylenmeye başladı. “Öyle olsun Berke bey, bana erkek mi yok. Ben sana bunu ödetmezsem.”

 

Esra tekrar okula döndü ve cilve yapacak birilerini armaya başladı. Berke’yi cezalandırmak adına başka bir erkeğin kalbini hançerleyecekti. Şans bu ya, banklarda İbrahim’i gördü. Sinsice gülerek yanına gitti.

 

-“Sen ikinci derste yok muydun, canın çok sıkkın görünüyor, neyin var” dedi Esra.

 

-“Bir şey yok be Esra biraz canım sıkıldı da, kişisel bazı olaylar” diye cevapladı İbrahim. Nedense hiç de heyecanlı değildi, kalbinin kanamasını durdurmanın peşindeydi.

coffee_03.jpg

-“Vaktin varsa bir  yerlere  gidip  birlikte  bir kahve içelim. Hem canının neye sıkıldığını da konuşmuş oluruz” diyerek teklifte bulunmuştu Esra. İbrahim’in günlerdir uğraştığı fırsat ayağına gelmişti işte. Yavaşça doğruldu İbrahim, ayağa kalktı ve Esra’nın gözlerinin içine baktı. İlk defa bu kadar derin ve uzun o güzel gözlere bakıyordu. Gerçekten çok güzeldi Esra. Sözlerini toparladı ve kısa bir cevap verdi İbrahim.

 

-“Aslında şimdi en çok ihtiyacım olan şey bir kahve Esra. Ama inan bana seninle değil yalnız, inan bana yalnız.”

 

Yavaş adımlarla Esra’nın yanından geçti ve yürümeye devam etti İbrahim. Geri dönüp bir kez bakmadı bile Esra’ya, bundan sonra hayatı boyunca hiç bakmayacağı gibi.

 

Uykuları düzene girmemişti İbrahim’in, ama artık ne Esra’yı ne de başka bir kadını düşünüyordu. Sadece uyuyamıyordu işte. Hayatı anlayabilmek için o kadar çok vakte ihtiyacı olacaktı ki uyumak tamamen bir zaman kaybıydı...

atom.gif